🇮🇶 Irak · Mezopotamya Aslanları
Irak'a gittim—bir şey kanıtlamak için değil, çünkü Babil hâlâ oradaydı
Mezopotamya'nın kalıntıları ve çay evleri arasında
Bağdat. Dicle Nehri. Sabah saat altı. Ahşap bir teknenin önünde duran bir balıkçı, sağ eliyle ağ atma hareketi iki bin yıl önceki Asur kabartmalarında resmedilenle aynı. Nehrin karşı kıyısındaki Mutannabi Caddesi (Mutannabi Street) uyanmaya başlıyor—kitapçılar sararmış eski kitapları su geçirmez örtülerden çıkarıp açık hava tezgahlarına koyuyor. Çaprazdaki çay evinden günün ilk odun dumanı yükseliyor. Nehir kıyısındaki hoparlörlerden Arapça sabah haberleri duyuluyor—Irak Meclisi bugün bir yasa tasarısını tartışacak, spikerin hızı Ramazan orucu öncesinde sözlerini bitirmeye çalışıyor gibi. Sadece uzaktaki savaş uçakları ve başın üzerinde ara sıra süzülen güvercinler, bunun Mezopotamya'nın antik bir sabahı değil, 2026 Irak'ı olduğunu hatırlatıyor.
Buraya kahramanlık duygusuyla gelmedim. Batı medyasının tehlikeli olarak tanımladığı bir ülkeye 'meydan okumak' istediğim için değil. 'Irak 2026 Dünya Kupası' diye arama yaptığımda, ekranda sadece seyahat uyarıları değil, aynı zamanda Babil kalıntılarının bir fotoğrafı belirdi—iki bin beş yüz yıllık mavi sırlı tuğladan bir aslan, tozlu bir avluda dikenli tellerle çevrili, neredeyse bomboş. O an düşündüm: Babil hâlâ oradaysa, neden kimse gitmiyor?

Irak, Orta Doğu'da yer alır, antik adı Mezopotamya—'iki nehir arasındaki toprak'. Dicle ve Fırat nehirleri burada insanlığın en eski medeniyetlerini oluşturdu: çivi yazısı, Hammurabi Kanunları, Asma Bahçeler. 2003'ten bu yana süren savaş ve çatışmalar, bu ülkenin adını 'medeniyetin beşiği'nden 'çatışma bölgesi'ne çevirdi. Ancak Mezopotamya Aslanı—Irak milli takımı—2026'da bu ülkeyi Dünya Kupası sahnesinde temsil edecek. Irak'ı hiç araştırmamış birçok kişi için futbol, bu kapıyı aralayan ilk sebep.
Mutannabi Caddesi'nde (Mutannabi Street) her Cuma Bağdat'ın en iyi kitap pazarı kurulur. Kitapların çeşitliliği, bozulmuş bir zaman çizgisi gibidir: sararmış şiir kitaplarının yanında ucuz İngilizce ders kitapları, Saddam döneminden kalma siyasi broşürlerin yanında defalarca el değiştirmiş Arapça 'Harry Potter' çevirileri. Bir kitapçı—gözlüklü, parmakları onlarca yıllık mürekkep ve tozdan griye dönmüş—bana İngilizce şöyle dedi: 'Saddam döneminde bu caddedeki kitapçılar yakıldı. Amerikalılar işgal ettiğinde yine yakıldı. Ama kitaplar ölmedi, nehir değişmedi.' Dışarıdaki Dicle'yi işaret etti: 'Bu nehir, tüm hükümetlerimizin toplamından daha yaşlı. Babil krallarını, Abbasi şairlerini, İngiliz tanklarını gördü—şimdi bize bakıyor.'
Babil kalıntıları Bağdat'ın yaklaşık 85 kilometre güneyinde, iki saatlik sürüş mesafesinde. Ancak bu iki saat, en az dört askeri kontrol noktasından ve bir zamanlar Amerikan insansız hava araçlarının yoğun şekilde devriye gezdiği bir hava sahasından geçiyor. Varıldığında otoparkta sadece iki araba var—biri rehberin, diğeri Irak Eski Eserler Dairesi çalışanının. Rehber Hassan, Babil vilayeti yerlisi, sitenin büyük demir kapısını kendi arka bahçesinin kapısını açar gibi rahatça açıyor: 'Şimdi turizm sezonu değil—Babil'de hiçbir zaman turizm sezonu olmaz.' İştar Kapısı'nın kalıntılarını—mavi sırlı tuğlalardaki ejderhalar ve boğalar hâlâ sağlam—işaret ederek: 'II. Nebukadnezar bu kapıyı yaptığında Babil dünyanın en büyük şehriydi. Şimdi—şimdi bir otobüs hattı bile yok.' Sesinde acıma yok, sadece bir tespit.

Daha kuzeydeki Erbil (Erbil), Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkentidir; tempo ve güvenlik durumu tamamen farklıdır. Kale (Citadel)—dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri, altı bin yıldır hiç terk edilmemiş—şehir merkezinden yükselir, kum rengi dev bir pasta gibi. Kürt bir üniversite öğrencisi beni en sevdiği kebapçıya götürdü, bir yandan hızla yiyor bir yandan Aymen Hussein'in (Hawija'da doğup büyüyen Iraklı forvet) gol hikayelerini anlatıyordu. 'Umman'a karşı bir kafa golü attı,' dedi, 'O gün Erbil'deki bir çay evinde canlı izliyordum. Bütün çay evi ayağa fırladı—Kürtler, Araplar, Türkmenler—o gün sadece bir kimlik vardı.' Şiş çubuğuyla masaya bir futbol sahası çizdi ve ortasına iki kelime yazdı: Irak.
南部美索不达米亚湿地——传说中的伊甸园所在地——是我在伊拉克看到的最后一个,也是最不真实的地方。芦苇搭成的浮动房屋(Mudhif)在水面上轻轻晃动,水牛只露出一个鼻子和一对弯角。一个船夫站在他的独木舟上用简单的英语说:'萨达姆曾经想过把这片湿地全部抽干——惩罚这里的沼泽阿拉伯人。水退了十年。然后美国人来了,水又回来了。现在——水退了又涨,涨了又退。湿地还是湿地。'他划了一下桨,前方惊起一群白鸟。不需要任何评论,事实本身已经有足够的分量。
在巴格达的最后一个晚上,我回到了Mutannabi街的茶馆。同一个位置,同一壶阿拉伯咖啡。旁边桌上,一个年轻人正在用阿拉伯语给朋友们翻译手机上关于伊拉克世界杯预选赛的新闻。偶尔蹦出'Mbappé'和'Messi'这样的单词——足球是全球通用的方言。我写下这最后一页笔记的时候,茶馆外面传来了宣礼声。底格里斯河在夜色中什么都看不见了,只能听到水流声。我想把一切都写在一个句子里,但Hassan——巴比伦的导游——在我离开时已经替我写好了:'你知道吗,尼布甲尼撒二世死后不到一百年,巴比伦就空了。但今天的旅游手册上,伊拉克只有'禁止前往'。这座城市的运气不太好——它被历史封了一个太高的头衔,又被现实压了太低的评语。'我付了咖啡钱。留言簿上签了名——虽然没有人会看。
Discover more countries
Travel stories from other countries
Cape Verde
Trace an archipelago through morna music.
Curacao
Where Caribbean sun meets Dutch gables.
Uzbekistan
Finding modern answers on the Silk Road.
Jordan
Tracing backward from Petra's light.
Haiti
Coming home through a footballer's eyes.
DR Congo
City to river to rainforest to lava.
Qatar
A real receipt for 24 hours in Doha.
Netherlands
Canals, railways, and Oranje match nights.
Switzerland
Reading lakes and mountains by rail.
Morocco
Medinas, Atlantic wind, and Sahara dunes.
South Africa
From Table Mountain to Soweto and Kruger.
Japan
A bullet train arriving exactly on time.
Senegal
Teranga, sea wind, and yellow shirts.
Korea
KTX trains, palaces, and red match nights.
Ivory Coast
Lagoons, cocoa, and orange shirts.
Norway
Fjords, railways, and a north waiting for goals.
Uganda
The Nile, gorillas, and The Cranes.