🇭🇹 Haiti · Grenadierler
Haiti'ye gitmeden önce herkes bana aynı soruyu soruyordu
Diasporadaki bir futbolcunun gözünden memlekete dönüş
Frantzdy Pierrot (Frantzdy Pierrot) antrenmandan sonra bir şey söyledi. Bu söz futbol hakkında değildi — Haiti milli takımının forveti olmasına, Fransa'da bir kulüpte oynamasına ve Haiti'yi uluslararası arenada temsil eden az sayıdaki kişiden biri olmasına rağmen. Dedi ki: 'Haiti'ye her dönüşümde, Port-au-Prince (Port-au-Prince) havalimanındaki gümrük memurları annemi tanır. Futbol yüzünden değil — çünkü annem havalimanının dışındaki sokakta muz ekmeği satardı.'
Bu cümleden yola çıktım. Futbolla ilgili olduğu için değil, çünkü hemen Haiti'ye başka bir giriş kapısı açtı: seyahat uyarılarıyla değil, memleket anıları ve günlük dayanıklılıkla tanımlanan bir ülke girişi.

Haiti, Karayipler'de, Dominik Cumhuriyeti ile Hispaniola (Hispaniola) adasını paylaşır. Batı yarımkürenin en yoksul ülkelerinden biridir ve son birkaç yılda siyasi çalkantılar, çete çatışmaları ve doğal afetlerin üst üste gelmesiyle sarsılmıştır. 2025'te çoğu ülkenin Haiti için seyahat tavsiyesi aynı cümleyle yazılmıştır: 'Gitmeyin.' Ancak Haiti, aynı zamanda dünyada siyah kölelerin ayaklanmasıyla kurulan ilk bağımsız cumhuriyettir. Bu ülke, 1804'te Citadelle Laferrière (Citadelle Laferrière) taş duvarlarının ardında varlığını ilan etti — 200 yıldan fazla bir süre sonra, o kale hâlâ ayakta.
Port-au-Prince (Port-au-Prince)'e varış anı güzel değildi. Havalimanı salonunda, eski bir hoparlörden Kompa (Kompa) müziği patlıyordu — Afrika davul ritimlerini Karayip melodileriyle birleştiren, omuzlarınızı istemsizce hareket ettiren bir tempo. İki çocuk, bagaj bekleyen kalabalığın arasına sıkışıp çantalarımı taşımama yardım etti — iyilikten değil, bahşiş umuduyla. Havanın nemi ve sıcaklığı, dışarıdaki uçak pistinden bile daha boğucuydu. Gerçek şu: Haiti'nin ilk izlenimi romantik değil. Ama ne süslemeye ne de çirkinleştirmeye karar verdim, sadece kaydettim.
Sahil yolu boyunca kuzeye, kuru çalılıkların ve ara sıra görülen yol kenarı pazarlarının arasından geçerken, Cap-Haïtien (Cap-Haïtien) ufukta belirdi. Citadelle Laferrière (Citadelle Laferrière) — Batı yarımkürenin en büyük kalesi — 900 metre yüksekliğindeki bir tepenin üzerinde, taştan bir canavar gibi çömelmişti. Ona çıkan dağ yolu o kadar diktir ki, atların soluk sesi çıngıraklardan daha yüksektir. Zirveye ulaştığımda, nefes nefese 200 yıllık taş duvara yaslandım ve yanımdaki yerel bir rehber dedi ki: 'Biliyor musun, bu kale hiç saldırıya uğramadı. O kadar büyüktü ki, kimse saldırmaya cesaret edemedi.' Dağın eteğindeki boş alanda çocuklar futbol oynuyordu. Sahada, Haiti bayrağıyla aynı kırmızı ve mavi çizgiler vardı — bir ulusal anıt ile günlük bir futbol maçını aynı kareye sıkıştırmıştı. Haiti anlatısının en gerçek ritmi budur.

Jacmel (Jacmel), kağıt hamuru ve boyalardan oluşan bir şehirdir — karnaval maskeleri tüm Karayipler'in en karmaşık sanat eserleridir ve onları yapan zanaatkarların çoğu elektriği olmayan evlerde yaşar. Bir kağıt hamuru maske ustası kapı önünde çalışıyordu. Elindeki maske yarı gülümseme, yarı kükremeydi — aslan yelesi insan dişlerine dönüşmüş, kuş tüyleri Afrika desenlerine karışmıştı. 'Karnavalda herkes maske takar,' dedi, 'ama maskenin altı gerçek Haiti'dir. Orada korku var, öfke var, ama aynı zamanda şafağa kadar dans ettirecek bir ritim var. Haitililer asla tek bir maske takmaz.' Aklıma Wilde-Donald Guerrier (Wilde-Donald Guerrier) geldi — Haiti milli takımının kanat oyuncusu, Port-à-Piment (Port-à-Piment)'in güney sahilinden Avrupa sahalarına yürüdü. Onun hayat yolu, Jacmel (Jacmel)'in maskeleri gibidir: yarısı zorluk, yarısı dünyanın bakmaya mecbur kaldığı bir ışık.
Griot——kızarmış domuz eti parçaları turşulu acı garnitür (pikliz) ile birlikte——sokak tezgâhlarından kilometrelerce öteye yayılan bir koku. Tezgâhın sahibesi altmış yaşlarında bir kadın, belinde solmuş bir önlük, fotoğraf çektiğimi görünce gülümseyerek tabağıma iki parça daha et koydu: 'Daha fazla ye, ihtiyacın var gibi görünüyorsun.' Pikliz'in acılığı, herhangi bir Asya acı sosundan aşağı kalmaz—Haitililer acıyı sıcakla, yoksullukla ve şikâyet ederek çözülemeyecek her sorunla başa çıkmak için kullanır. Griot'un kızartma tenceresinde, köşe başındaki Kompa müziğinde, pazar yerinde kadınların fasulye ayıklama hızında, 'dayanıklılık'tan başka bir kelimeyle tanımlayamadığım bir şey gördüm.
Haiti'den ayrılmadan önceki gece, Port-au-Prince'de bir otelin balkonunda, tepelerdeki uzaktaki ışıklara baktım—bunlar sokak lambaları değildi; mumlar ve gaz lambalarıydı, elektrik kesintisi olan bölgelerin günlük hayatı. Seyahat uyarılarındaki o soğuk ifadeleri hatırladım—'yüksek suç oranı', 'yetersiz altyapı', 'ziyaret edilmesi önerilmez'. Bu ifadeler yanlış değil. Ama sadece bu ifadeleri okursanız, Haitililerin Karayipler'in en acı turşusunu nasıl yaptığını bilemezsiniz; Citadelle'in taşlarının neden 200 yıl boyunca ayakta kaldığını bilemezsiniz; Pierrot'un annesinin neden havaalanının dışında muz ekmeği sattığını ve yirmi yıl sonra oğlunun uluslararası sahada Haiti'nin adını dünyanın gözüne nasıl vurduğunu bilemezsiniz.

Pierrot'un röportajın sonunda söylediği söze dönelim: 'Haiti'nin bayrağında yazıyor—Birlikten kuvvet doğar. Küçükken anlamazdım. Şimdi her milli takım formasını giydiğimde, annemin sokakta ekmek satarkenki halini hatırlıyorum. Bu pes etmek değildi. Bu Haiti usulüydü—gelmeyen otobüs durağında, kendi tezgâhını kurmak.'
Discover more countries
Travel stories from other countries
Cape Verde
Trace an archipelago through morna music.
Curacao
Where Caribbean sun meets Dutch gables.
Uzbekistan
Finding modern answers on the Silk Road.
Jordan
Tracing backward from Petra's light.
DR Congo
City to river to rainforest to lava.
Iraq
Babylon is still there. Why is no one going?
Qatar
A real receipt for 24 hours in Doha.
Netherlands
Canals, railways, and Oranje match nights.
Switzerland
Reading lakes and mountains by rail.
Morocco
Medinas, Atlantic wind, and Sahara dunes.
South Africa
From Table Mountain to Soweto and Kruger.
Japan
A bullet train arriving exactly on time.
Senegal
Teranga, sea wind, and yellow shirts.
Korea
KTX trains, palaces, and red match nights.
Ivory Coast
Lagoons, cocoa, and orange shirts.
Norway
Fjords, railways, and a north waiting for goals.
Uganda
The Nile, gorillas, and The Cranes.