🇯🇴 Ürdün · Şövalyeler
Petra'daki son öğleden sonramda, Bedevi bir çocuk bana bir bardak çay uzattı - dedesinin Lawrence'ı gördüğünü söyledi.
Hazine'nin (El-Hazne) ışığından tüm yolculuğu geriye sararak anlatmak
Petra'daki son öğleden sonramda, Bedevi bir çocuk bana bir bardak çay uzattı - dedesinin Lawrence'ı gördüğünü söyledi.
Yılan Geçidi'nin (Siq) son metresi. Dar kaya koridoru tam 1,2 kilometre sonra aniden açıldı - Hazine (El-Hazne). Fotoğraflarda değil, National Geographic kapağında değil, Indiana Jones filminde değil - gerçekten oradaydı, bir kaya yarığından süzülen sabah ışığıyla ikiye bölünmüş, bir yarısı gül altını rengi, diğer yarısı hâlâ gölgede. Arkamda biri Arapça usulca 'Elhamdülillah' dedi. Olduğum yerde kaldım, nefes almak ve nefesimi tutmak arasında birkaç saniye tereddüt ettim.

Sonra Yılan Geçidi'ne (Siq) baktım - az önce yürüdüğüm, iki bin yıllık at ve deve toynaklarıyla cilalanmış kaya koridoru - ve tüm bunların nasıl başladığını düşünmeye başladım.
Üç hafta önce, Pekin'de bir sandalyede oturmuş bir Dünya Kupası eleme maçı izliyordum. Ürdün takımı, adını hatırlamadığım bir rakibe karşı oynuyordu. Ekranda bir pankart geçti - 'The Chivalrous' (Şövalyeler) - ve tanımadığım bir bayrak. Ürdün'ün nerede olduğunu, orada hangi dilin konuşulduğunu, bu takımın neden kendine 'Şövalyeler' dediğini bilmiyordum. Tribünde birisi akortsuz bir milli marş söylüyordu, kamera Ürdünlü bir taraftarın yüzünde gezindi - yüzünde kırmızı, beyaz ve siyah renklerde boyanmış bir bayrak, gözlerinde ancak bir maçı kazandıktan sonra ortaya çıktığını düşündüğüm bir şey vardı. Maçın sonucunu hatırlamıyorum. Ama tarayıcımı açıp 'jordan travel' yazdığımı hatırlıyorum.
Amman, yedi tepe üzerine kurulmuş bir şehir. Taksi havalimanından dağ yolunu tırmanarak geldi, şoför radyoyu Fairuz'un eski şarkılarını çalan Lübnanlı bir kanala ayarladı ve ardından bir çeviri uygulamasıyla bana dedi ki: 'Amman'ın yolları ve Ürdünlülerin sabrı aynı şeydir - dolanır durur, ama sonunda varır.' Beni Hashem adında bir restoranın önünde indirdi - altmış yıldır hiç kapanmayan bu dükkânın menüsünde sadece üç şey var: humus, falafel ve lavaş. Garson bir yığın lavaşı plastik masa örtüsünün üzerine fırlattı ve çok hızlı bir Arapçayla bir şeyler söyledi. Anlamadım, ama yan masadaki bir müşteri gülerek tercüme etti: 'Diyor ki - önce karnını doyur, sonra konuş.'

Ertesi sabah saat altıda, Petra'nın girişindeydim. Ürdün'de sadece bir gününüz varsa, tüm zamanınızı Petra'ya vermelisiniz. Yılan Geçidi'nin (Siq) her yüz metresi farklı bir mikro iklimdir - girişte hâlâ turistlerin gürültüsü vardır, derinlere indikçe sadece rüzgarı ve kendi ayak seslerinizi duyarsınız. Kaya duvarlarında ara sıra antik tapınak ve su kemeri kalıntıları belirir, taşlar rüzgar ve su tarafından kas şekline getirilmiştir. Yaklaşık 800. metrede, bir katıra binmiş Bedevi bir genç yanımdan geçti ve dönüp dedi ki: 'Az kaldı.'
Yılan Geçidi'nin sonundaki zirveden sonra, Hazine'nin (El-Hazne) tam karşısındaki bir taş basamağa oturdum. Turistler fotoğraf çekmek, Instagram'a yüklemek, rehber kitaplarındaki sayfa numaralarını kontrol etmekle meşguldü. Sadece bir kişi kıpırdamıyordu - on üç on dört yaşlarında, başında kırmızı beyaz kareli bir puşi olan Bedevi bir çocuk, bir sütuna yaslanmıştı. Bana baktı, sonra termosundan bir bardak sıcak çay doldurup uzattı. 'Nane çayı,' dedi, 'bu kadar tırmandın, suyun bitti.' Çay tatlıydı, bol şekerliydi. Ona Petra'da ne kadar zamandır yaşadığını sordum. 'Ben hep buradayım,' dedi. 'Dedem de buradaydı. Lawrence'ı gördüğünü söylerdi.' Çay bardağını bırakıp aşağıyı işaret etti - uzaktaki Manastır'a (Ed-Deir) çıkan 800 basamak - 'Oraya gitmek istiyorsan, şimdi yola çık. Öğleden sonra çok sıcak olur.'
Vadi Rum'un (Wadi Rum) gece gökyüzü hiçbir söze gerek duymaz. Bedevi rehber, kumun üzerine ayağıyla ertesi sabahki cipli tur rotasını çizdi ve bana bir hikaye anlattı: Ailesi burada yedi nesildir yaşıyor, her nesil çöle yeni bir isim vermiş. 'Çöl değişmez,' dedi, 'ama çölü gören değişir. Bu yüzden isimler de değişmeli.' Kampın dışına bir gaz lambası astı - elli kilometre yarıçapındaki tek yapay ışık kaynağı - ve sonra Samanyolu'nu işaret etti: 'Şu yıldız kuşağını görüyor musun, biz ona 'Deve Kirpiği' deriz.' Uzun süre baktım ve bu ismin 'Samanyolu'ndan çok daha doğru olduğunu düşündüm.

Ölü Deniz'de dalga yok. İçine giriyorsunuz, su sizi yüzeye itiyor, ama ayağa kalkmaya çalıştığınızda her zamankinden daha ağır hissediyorsunuz - dünyanın tüm yerçekimi ayak bileklerinizde toplanmış gibi. Suda on beş dakika süzüldüm, karşı kıyıdaki İsrail'e, arkamdaki Ürdün çöl yoluna baktım ve bu yolculuğun tüm parçalarını birleştirmeye çalıştım. Ürdün, hiç petrolü olmayan ama üç milyondan fazla mülteciye kapılarını açan bir ülke. Onun kartviziti Petra, ama iskeleti sabır. Taşı tapınağa dönüştüren, çölü eve çeviren, misafiri onur sayan o sabır.
Ayrılış günü, Amman'daki o kafeye geri döndüm. Sahibi beni tanıdı, bize bir Arap kahvesi getirdi - şekersiz, dibinde kalın kahve telvesi. Parmağını fincanın kenarından taşan kahveye batırdı ve masanın üzerine küçük bir daire çizerek dedi ki: 'Bu Petra. Geri geleceksin.' Neden diye sordum. Duvarda asılı Ürdün takımının maç takvimini işaret etti. 'Çünkü Ürdün bir dahaki maçında, sen izleyeceksin.'
Discover more countries
Travel stories from other countries
Cape Verde
Trace an archipelago through morna music.
Curacao
Where Caribbean sun meets Dutch gables.
Uzbekistan
Finding modern answers on the Silk Road.
Haiti
Coming home through a footballer's eyes.
DR Congo
City to river to rainforest to lava.
Iraq
Babylon is still there. Why is no one going?
Qatar
A real receipt for 24 hours in Doha.
Netherlands
Canals, railways, and Oranje match nights.
Switzerland
Reading lakes and mountains by rail.
Morocco
Medinas, Atlantic wind, and Sahara dunes.
South Africa
From Table Mountain to Soweto and Kruger.
Japan
A bullet train arriving exactly on time.
Senegal
Teranga, sea wind, and yellow shirts.
Korea
KTX trains, palaces, and red match nights.
Ivory Coast
Lagoons, cocoa, and orange shirts.
Norway
Fjords, railways, and a north waiting for goals.
Uganda
The Nile, gorillas, and The Cranes.